Mersin Dharma Yaşam Atölyesi’nde Tao Vinyasa

Bir süredir Türkiye’nin farklı şehirlerinde Tao Vinyasa atölyeleri veriyorum. Öğrencilerle buluşmaya alışık olduğum İstanbul’dan çıkıp farklı şehirlerin yoga topluluklarıyla buluşmak bana çok iyi geliyor. Geçtiğimiz ay ziyaret ettiğim Trabzon’dan sonra şimdi sırada Mersin var, ve daha önce hiç gitmediğim bu şehre yapacağım yolculuk için şimdiden çok heyecanlıyım. Üstelik çalışmaya ev sahipliği yapan Dharma Yaşam Atölyesi Mersin’in merkezinde de değil, Turunçlu Köyü denen harika bir yerinde. Bu da heyecanımı arttırıyor.

Tao Vinyasa serileri, her ne kadar Yin Yoga çatısı altında bizlere sunuluyor olsa da geleneksel Hatha Yoga’nın özünü anlamak için bence oldukça faydalı birer araç. Bu serilerin içerisinde bolca gördüğümüz çökme varyasyonları, çizgisel ve dairesel savaşçı formları, bacaklardaki güç ile eşzamanlı ifade bulan el hareketleri, Hatha Yoga’nın günümüzde göz ardı edilen ve savaş sanatlarıyla benzer prensipleri paylaşan pek çok formunu tanımamıza yardımcı oluyor. Oldukça basit ve bir o kadar da güçlüler. Bu sadelik aynı zamanda Hatha Yoga’nın pragmatik ve verimli tarafını da yansıtıyor. Şeklen göze hoş gelen ve zihnin çiçeklendirmeyi sevdiği bir sürü formdansa basit, anlaşılabilir ve net hareketlerle yeterince güçlü olmadığımız taraflarımız nazikçe su yüzüne çıkıyor.  Ve yine aynı sade hareketleri tekrar, tekrar, tekrar çalışarak bedende durağanlaşmış, tıkanmış canın akmasını sağlıyoruz. Tıpkı kocaman bir kayanın arkasında biriken ve berraklığını yitiren bir su birikintisinin önünden bu engeli kaldırdığımızda suyun gürül gürül, capcanlı bir şekilde tekrar akmasını izlemek gibi.

Aşağıda etkinliğe dair detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Sevgiler,
Pınar


Tao Vinyasa akışları, uzakdoğu dövüş ve hareket sanatları ile modern dansa dair öğelerden beslenen ve bedendeki Chi akışına odaklanan hareket serileridir. Yin Yoga’nın öncülerinden Paul ve Suzee Grilley tarafından oluşturulmuş olan bu dinamik hareket serileri, bedendeki enerji kanallarını uyararak Chi akışını dengeler, bacaklardaki ve merkezdeki gücü uyandırır ve bir Yin Yoga pratiği ile tamamlandığında kişinin bütünsel ve dengeli bir pratik deneyimlemesini sağlar.

Bu 3 saatlik yoğun çalışmada, Tao akışlarından Altın Tohum ve Uçan Ejderha serilerini çalışacağız. Çalışmanın ilk kısmında Chi enerjisi, meridyen teorisi, yin ve yang doku kavramlarına giriş niteliği taşıyan teorik bilgiler eşliğinde; bacaklar, kök güç ve ellerdeki Chi ifadeleri arasındaki ilişki ve etkileşimi konuşacağız. Taoist Yoga ve Hatha Yoga arasındaki benzerliklere değineceğiz. Çalışmanın ikinci kısmında bu teorik bilgileri beraber bedenimizde deneyimleyeceğiz ve Chi’yi dengelemek için yumuşak bir Yin Yoga pratiği ile çalışmayı tamamlayacağız.

Not: Uçan Ejderha akışı Tao Vinyasa akışları içinde en güçlü akışlardan biridir. Bu çalışma Tao Vinyasa’ya dair herhangi bir ön deneyim gerektirmez ancak katılım için en az 3 aydır yoga yapıyor olmanız faydalı olur.

Pınar Üstün ile “Tao Vinyasa – Altın Tohum & Uçan Ejderha Atölyesi”
Yer: Dharma Yaşam
Tarih: 9 Aralık 2017 Cumartesi
Saat: 14:00 – 17.00
Adres: Turunçlu Köyü / Yenişehir / Mersin

Ayrıntılı Bilgi ve Kayıt İçin:
Boğaç Cem Çetin-Dharma Yaşam
0538 398 22 22 – dharmayasam@hotmail.com

https://www.facebook.com/events/124862094877671/

Reklamlar

Bir Yoga Günlüğü II: Gün 11

Göz kapaklarım ağırlaşıyor, bedenim hadi uyuyalım diye inceden eteğimi çekiştiriyor, ama bu günün yazısını yazmadan rahat edebilir miyim? Zor.

Yoğun kursumuzun ikinci günü. Bugün ve yarın, çifte kavrulmuş olarak günde iki ders yapıyoruz. Aklımıza ne geldiyse soruyor, hocamızdan ince ince bir çok şeklin detaylarını öğreniyoruz. En çok da şeklin ‘şeklini’ değil, belirli bir şekle ‘yol açan’ hareket prensiplerini öğreniyoruz.

Hepimiz biliyoruz ki (biliyor muyuz?) yogada vücudun aldığı form, varmaya çalıştığımız nihai bir amaç değil. Belirli bir estetik kaygısı gütmüyor veya bir performans peşinde koşmuyoruz. Bedeni ruhsuz bir şekilde bir pozun içine güçbela sokup orada bir şey değişecek diye beklemek beyhude. Tam aksine, bedende doğru hareket kanallarını devreye soktuğumuz zaman şeklin bir sonuç, adeta bir yan ürün gibi ortaya çıkışını izliyoruz. Hareket, şekle yol açıyor. İşte ancak o zaman can kusursuz bir şekilde akıyor. Kısacası yoga, vücudumuzu bir pozdan diğerine sokmak amacıyla hareket ettiğimiz bir çalışma değil. Kullandığımız, devreye soktuğumuz hareket prensipleri neticesinde belirli bir şekle varıyoruz. Bu ikisinin arasında Mekke’yle Mars kadar fark var. (Bu da Zhander Hoca’nın renkli dilinden bir alıntı).

28günyoga’da 11. günü kapatırken bu yazıyı okuyan sevgili Seviye 1 shadowîlere bir çağrım olacak. Temmuz’daki kursa muhakkak gelin! Çok ama çok faydasını göreceksiniz, kesin bilgi 🙂

A spiral snowflake

NGC 6814 Galaksisi. Foto: NASA

 

Bir Yoga Günlüğü II: Gün 10

Bir Beşiktaş-Kadıköy vapurundan selam olsun tüm 28günyogacılara, ve gizli gizli blogu takip eden herkese.

Bu sabah 4 günlük yoğun kursumuz başladı. Dersimiz ilk baştaki konuşmalar dahil 3 saat sürdü. Herkes bir başına ve kendi hızında lineer seriyi yaparken hocamız da bizi gözlemledi, takıldığımız yerlerde yardımcı oldu. Sonrasında bize nerelerde eksik olduğumuzu gösterdi. Bize pek çok defa söylemiş olduğu şeyleri tekrar işitiyor olmanın utancı vardı içimde. Yoga’da guru’yu memnun etmenin çok büyük bir yeri vardır. Guru’yu memnun etmek de onun gösterdiği kör noktalara bakmakla, öğrettiği şeyleri uygulamakla ve çok çok çok çalışmakla oluyor. Yoksa guru’nun başka bir memnuniyet beklediği yok. Her şey öğrencinin gelişimi için.

Zhander Hoca’nın sürekli altını çizdiği bir şey var. “Don’t take pride in your ability, you did nothing for it!” Yani anadan babadan gelen, genlerden gelen güzel iskelet ve kas sisteminiz için böbürlenip durmayın diyor. Yeteğiniz yoga çalışmanızı iyi yönde de etkileyebilir, gözünüzü kör de edebilir. Ben hep acaba ikinci kategoride miyim diye sık sık sorgularım kendimi.

Kendimi bildim bileli fiziksel olarak dayanıklı bir insandım. Kadınların çoğunlukla fiziksel olarak güçsüz olarak gözüktükleri ve algılandıkları bu dünyada, ben çocukluğumdan beri ince, kırılgan, hanım hanımcık bir kadın olmamak için elimden geleni yaptım. Bu güç de bedelleriyle birlikte geldi tabii; ama o da başka bir yazının konusu.

Bizim nesil belki de sokakta oynayan son nesildi. Mahallede erkeklerle futbol oynamaya, koşu yarışı yapmaya bayılırdım. Rakibim kızlar değil erkekler olurdu. Okuldaki derslerime bu kadar ağırlık vererek büyümemiş olsaydım profesyonel bir sporcu olabileceğimi bile hayal etmişimdir sayısız kez. Demem o ki, vücudum ve kafam yatkın böyle şeylere. Çoğu zaman el mi yaman bey mi yaman diyerek zor pozlarda dayanmak için çaba harcarım.

Ama Zhander’in sözlerini kafamda evirip çevirdiğim bir gün sinsi bir düşünce sızdı zihnime. Ya gerçekten bütün bu marifetler bana ana babadan gelme ise? Ya ben hiçbir şey yapmadıysam bunlar için? O zaman gücümün arkasına sığınıp güzelce “günü kurtarıyor” ama doğuştan görece daha az yatkın olanların sabır ve sebatına sahip olmadığım için yerimde sayıyor olabilir miyim?

Kabulü zor olsa da, bu mümkün. Bugün hocamız Şirince’de tozluklarla yaptığımız egzersizin aynısını yaptırdı. Bu sefer battaniye kullandık. Şirince’deki idmanların çok faydasını gördüm. Daha da güçlü hissediyordum. Ama gün geçtikçe, zaman zaman hayatımı ele geçiren tembellik akınlarının altında bu mesnetsiz özgüvenin yattığını anlayabiliyorum şimdi. Üniversite ve master’da sunum veya sınavlara hazırlanmayı son güne bırakıp “nasılsa yaparız yaa” diyen benden farkı yoktu. Zorlu bir süreç öncesi zihnin “ya yapamazsam?” veya “kesin yapamayacağım!” diye konuşmasındansa “yaparız merak etme” diye fısıldaması psikolojik bir avantaj yaratıyor kesinlikle. Ben de bu avantajı kullanıyorum. Bunu biliyorum. Ama vücudun hazinelerine arkamızı yaslamak uzun soluklu bir yoga yolculuğu için çok sinsi bir tuzak! Marifetimiz bizi kör de edebilir.

Bugün biraz bunu düşüneceğim.

Bugünün görseli, -korkunç bir kapak tasarımı olmakla beraber- okumakta olduğum kitaptan gelsin. Vallahi son satıra kadar fark etmemiştim bu manidar paralelliği.

Bir Yoga Günlüğü II: Gün 9

Akşamki ders için evden çıkmama yirmi iki dakika var. Henüz hazırlanmış da değilim. Şimdi yazamazsam bugün biliyorum hiç yazamayacağım.

Herkesin huzurunda anonsumu yapayım. Bugün yogamı yapmadım yoldaşlar. Yapamadım değil, yapmadım. (Onur da mı geçenlerde böyle yazmıştı?) Kendimce sebeplerimin başlıcası, yarın başlayacak ve pazara kadar sürecek olan yoğun kursumuz öncesi masajın kalıntılarını hâlâ tam olarak atlatamamış bedenime bir izin vermekti. Sabahki özel dersimden sonra eve gelip yapar mıyım diye düşündüm bir ara ama yemek üzerine uyku daha cazip geldi ne yalan söyliyim. Benim sevdaluk da planlanandan bir gün önce çıkageldi, onunla sohbet de pek tatlı geldi. Burçe’nin dediği gibi, bugün de böyle bir gün!

Seviyorum hepinizi 28günyoga yoldaşlarım. Yazılarınızı bayılarak okuyorum, hepinizle kalpten bir bağlantı kurduğumu hissediyorum. Samimiyet dozu yüksek bu yazılar sayesinde yogamı ihmal ettiğim bu günde bile kendime anlayışlı yaklaşmama vesile oluyorsunuz her biriniz.

Ben ettim siz etmeyin, devam edin yoldaşlar!

 

Bir Yoga Günlüğü II: Gün 8

Dün gece epey huzursuz uyudum. Daha doğrusu pek uyuyamadım. Masajdan ötürü her yanım ağrıyordu. Sıtkı’nın kulakları çınlamıştır. Belki dokularda sıkışıp kalan toksinler serbest kalıp dışarı vurmuştu, bilmiyorum. Sabaha daha iyiceneydim ama erken kalkıp pratik yapacak halim pek yoktu. Masajın üstünden de bir 24 saat geçsin istedim açıkçası. O yüzden sabah kahvaltıdan sonra evden çıkıp Emirgan’daki özel dersime yollandım, pratiği akşam üzerine bıraktım.

Nasıl da özlemişim akşamüstü pratiklerini. Bu güneş gününde lineer seri tam yerine oturdu, güzelce harladı beni. Yogamın üzerine tekrar hazırlanıp evden çıktım, bu sefer kendi sınıfımın dersine doğru. Mart’ta Yeşim’in stüdyosu Agni Yoga’da başladığımız Hatha Yoga Kursu üçüncü ayına girdi bile. Mart’tan bu yana sınıf git gide küçüldü ama sabırlı sebatlı bir avuç öğrenci hiç sektirmeden devam ettiler. Haftaya onlarla son dersimiz, sonra yaz tatiline giriyoruz. Bugün bile sınıf o kadar sıcaktı ki, yazın kör sıcağında kim bilir nasıl olur!

Kendime ait bir sınıf açma fikri çok uzun zamandır, hatta neredeyse tüm geçen sene boyunca, zihnimin bir yerlerinde dolaştı durdu. Doğruluğunu bildiğim bilgileri, kendi doğrularımdan şaşmadan aktarabileceğim, bunu yaparken de tamamen özgür olabileceğim bir format hayal etmiştim. Pek çok arkadaşım ve hocalarım beni bu konuda cesaretlendirdiler. Hep aynı sorulara takılı kalmıştı zihnim, gidilmesi gereken yolun bu olduğunu içten içe bilse bile. Ama nasıl? Nasıl olur? Nerede olur? Kimler gelir? Hayatta olmaz! Aklımda bir yer vardı, orası kapandı. Derken Yeşim mekânını duyurdu. Fotoğraflarına baktım, tamam burası dedim! Onca karın ağrısından sonra (gerçekten) kendimde duyuruyu yapacak cesareti sonunda buldum. Sonra bir baktım, sınıf dolmuş bile! Gelenlerin çoğunu tanımıyordum. Kimisi başkasının paylaşımlarından görmüş, kimisi evine yakın diye gelmiş, kimisi beni tanıdığı için gelmiş, kimisi blogdaki bir yazımı okumuş gelmiş, herkes kendince nedenini alıp gelmiş. Ama yoga yolu bir sebat işi olduğu kadar hoca ile öğrenci arasında kurulan karşılıklı bir simya işi de aynı zamanda. Tuttu mu tutuyor. Ekim’de yine bu formattan devam, bir sınıf da Avrupa yakasında olur belki!

Bu gecelik bu kadar. Kitap okumak vaktidir. Bu Cuma ayın 9’u dolunay, aman ha atlayamasınız dostlar. Biz 28günyoga’ya tam yeniayla beraber başlamadığımız için 14. güne denk gelmeyecek dolunay iznimiz. Şimdiden aklınızın bir yerinde dursun.

follow

Foto: Hiroki Inoue

 

 

 

Bir Yoga Günlüğü II: Gün 7

Merhaba ey ahali.

Dün gece son zamanlarda alışık olmadığım kadar erken yatınca uzun bir süre uyuyamadım. Saat sabah 5’e yaklaşırken, ruhum mu bedenim mi artık bilmiyorum, ben’i oluşturan parçalardan biri uyandı; diğer yanım uyanmaya devam ederken saat çaldı mı? saat çaldı mı? diye heyecan yaptı Beyaz Tavşan. Vereceğim dersin heyecanı da var mı üzerimde? Var. O yüzden saat çalınca çoktan uyanmış olan parçam da rahatladı, kalan kısımlarımı kolundan çekiştirerek yataktan çıkardı.

Amacım, tıpkı Defne Hoca’ya asistanlık yaptığım tüm aylar boyunca olduğu gibi stüdyoya erken varıp kendi pratiğimi yapmaktı. Dersten önce yapacağım bu pratik hem kendimle, hem dersi yapacağım mekânla, hem de o mekâna gelecek öğrencilerle ince bir ayar tutturabilmem için elzem. Defne Hoca’dan bunu kaç kez duydum, hatırlamıyorum bile. Stüdyoya erken varmasına vardım ama salonu süpür, ortalığı derle toparla derken tam yogaya geçiyordum ki öğrencilerden biri erken geldi. Alt kapıyı otomatiğe almayı unutmuşum! Tıpış tıpış indim, kapıyı otomatiğe alıp tekrar yukarı çıktım. Kaldı mı bana 15-20 dakika? Olsun. Geçtim bir duvarın karşısına, kısa sürmesine rağmen bana yoğun gelen bir pratik yapıverdim. Sonra derse başladık. Başlangıç duruşumuz olan Samapada’da dururken, aklıma yine hocamın sesi üşüştü. Başlarda benim için samapada hep bitse de gitsek yeri olmuştu, bitse de hadi asıl pratiğe başlasak. Sonra bir gün hocanın dudaklarından şunlar çıktı: “Burada dururken şu an dünyanın neresinde olursa olsunlar bizlerle beraber yoga yapan bütün sanghaya, ve bu bilginin bize kadar ulaşmasına vesile olan bütün hocalarımıza bağlanıyoruz!” O günden sonra samapada benim için ısınmalar öncesinde ayakta dikildiğim bir yerden, kutsal bir duaya dönüştü. Ben de öğrencilerin karşısında yerimi almışken, hiç beklemediğim bir anda bunlar dökülüverdi dudaklarımdan. (Sonra baktım, Tansel de aynı şeyi yazmış bugünkü yazısında!) Herkesin birbirine zor zamanında omuz verdiği, destek olup cesaretlendirdiği, herkesi kendilerinin en iyi versyonları olmaya teşvik eden, herkesin kendi yolunu kendi zamanında yürümesine sevgi ve saygıyla tanıklık eden bir sangha, bir yoga öğrecisinin guru‘sundan sonra gelen ikinci baş tacıdır. Kaç kez yazsam, ne kadar çok tekrarlasam yetmez. Arkadan esen bir rüzgar olabildiği gibi, kimi zaman önden esen bir rüzgar da olabilir sangha. Canım sangha.

Tüm bunların sonrasında, bolca detay ve soru üzerinden geçtiğimiz, güzel bir ders olup bitmişti bile. Herkesi çok özlemişim! Dünyanın en güzel mesleklerinden birini yaptığımı tekrar tüm hücrelerimde hissettim, minnetle doldum.

Aslında bugün pek sosyal mecralarda takılmamam gerekiyordu. Sabahki dersten sonra Sıtkı’yla neredeyse 3 (yazıyla ÜÇ) saat süren bir masaj seansımız oldu. Neler neler, neler neler.. Eve kendimi zor attım, üzerimden kamyon geçmiş gibiydi. Arasıra Sıtkı’nın geçtiği tetik noktalar tıpkı o oraya bastırıyormuş gibi sızlıyor. Böyle olabilir demişti. Ayrıca git dinlen, bol bol su iç, bugün ve yarın mümkünse yoga yapma, ve biraz içe dön de demişti. Bu yazıyı da içe dönüklüğümden sayıp megabitler diyarına göndereceğim birazdan bir hamleyle.

Sevgili Gülçin’imin tarifiyle zerdeçal ve karabiberli kinoam pişti. Yanına da mercimek yaptım. Hayırdır inşallah, masajlar mercimekler filan, bugün kendime çok iyi baktım. Siz de kendinize iyi bakın.

Aaa bir dakika! Bunun söylemeden nereye gidiyorum? Biz bütün 28günyoga’cılar Defne Hocamızın açtığı bir blog altında buluştuk. Ay Fatma’nın yazısını facebook’tan bakayım, ay Burçe’ninkini şurada bulayım, Ayça’nınkini başka yerden arayayım, ay yazı kaçırdım mı ettim miydi derken: işte hepimiz buradayız, sizi de bekleriz. https://28gunyoga.wordpress.com/

sangha.jpg

Bir Yoga Günlüğü II: Gün 6

Bu sabah tek uyandım. Yarım saati yatakta Facebook ve blogda şıkırdayarak geçirdim. O sırada Gökay aradı, varmışlar Niğde’ye. Adam koskoca dağa gitmiş, sen de bir zahmet on adım at da yoga odasına var dedim kendime. Ama hoş bir tonda söyledim bunu, yanlış anlaşılmasın.

Yataktan kalkınca ilk işim gözlüğümü aramak oldu. Profesyonel bir miyop olduğumu söylemiş miydim? Orta birinci sınıftan beri böyle olduğum için beynimin kategori işlemleyen kısmının miyop olmayan insanlara oranla daha efektif çalıştığını düşünüyorum. İleri derecede bir miyop olsam da baktığım şeyin neye benzediğini genellikle doğru bir şekilde çıkarımlayabiliyorum. Bu yetenek tabii evde, her şeyin yerini bildiğim yuvamda çalışıyor. Sokakta avcılara yem olurum. Lisede William Golding’in Lord of the Flies’ını okuttuklarından beridir de ıssız bir adaya düşersem bu gözlerle ne yaparım diye sık sık düşünürüm.

Gözlüğü bulunca evde asayiş berkemal mi diye bir tur attım. Sinek popülasyonunun çok artmamış olduğunu görmek sevindiriciydi. Yoga odasının kapısındaki barfiksten kendimi sallandırırken kulağıma minicik, neredeyse olmayan bir ses ilişti. Ve ben bu sesin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Dün Gökay yoga odasının balkonunda hazırlıklarını sürdürürken odanın içine arı familyasından bir üyenin girdiğini görmüştüm. Hayvanı öldüremem, o yüzden kalsın dedim şimdi bunun üzerinden olay çıkartmayayım. Dün ortalığı süpürürken görememiştim. Ama sabah ya hâlâ oradaysa diye bir korkum var. Ben de böyleyim işte. Vızıldayarak uçan tüm mahlukâtın kanat sesine inceden ayarlı antenlerle donatmış yaradan beni. Perdenin üzerinde vızıldayan bir sesi ise fark etmemem imkansız. Bir başka kanatlı yaratıkla imtihanımı eski okur ve tanışık hatırlayacaktır. Gelgelelim (Anıl’ın bize Şirince kampında kazandırdığı bu güzel bağlaç gerçekten de vazgeçilmezlerim arasına girdi), türlü akrobasiler sonucunda camdan dışarı özgürlüğüne kavuşturmayı becerdim minik yaratığı. Belki de gözlerim iyi görmüyor diye kulaklarım bu kadar iyi duyuyordur! Ha ha. Yine de çok iyi görememenin güzel bir yanı da var, buradan tüm miyop yogilere sesleniyorum. Gözlüksüz (ve tabii lenssiz) bir yoga seansının dinginliğini başka bir yerde bulmak neredeyse imkansız. Bu açıdan bence oldukça ayrıcalıklıyız. Dört ana yön duygumuzu yitirmeyecek kadar gözümüzün görmesi yoga yaparken gayet yeterli. Hiçbir detaya ihtiyaç yok. Gözlüksüz yapılan pratiklerde dış dünya silikleşip bulanıklaşırken iç dünyanın çözünürlüğü artıyor. Benden başka böyle düşünen miyop yoldaşım var mı?

Bu sabahki gözlüksüz yogam yine 4. gün yogasının bir uzantısı oldu. Eser miktarda da olsa hâlâ kırmızı kanın izlerini sürmek mümkündü. O nedenle her ne kadar tam kapasite bir pratiğin özlemini çeksem de bugünü de ağırdan aldım. Burçe’nin bahsettiği P Lite Tracker benim de telefonun vazgeçilmez app’lerinden biri. Ortalama periyod uzunluğunu gösteren, moduna veya semptomlarına göre kısa notlar alabildiğin, geçmiş veriler üzerinden gelecek ay hallerinin gününü tahmin eden basit bir uygulama. Şu anki verilere göre, başlıcası Eylül’de Budapeşte’de olacak olan eğitim dahil diğer önemli kursların hiçbirisine bir döngü rast gelmiyor gibi görünüyor. Ah Budapeşte! Seni düşünmediğim tek bir günüm yok.

Yarın sabah erkenden birinci seviye Shadowcular ile etüt dersimiz var. Alarm 5’e kurulsun. O nedenle şimdi homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak!

miyop.jpg