Bir Yoga Günlüğü II: Gün 25 ve SON

Dün akşamdan kararlaştırıldığı gibi sabah erkenden uyandık; ben, ablam Pırıl ve Evo, ablamın eşi. Sabah 8’de terasta yoga dersi için randevulaşmıştık. Benim bacağım hâlâ yoga yapmama engel oluyordu ama ders vermeme mani değildi. O yüzden gölge bir köşe bulduk ve işe koyulduk. Öğrenciler disiplinli, zihinleri açık idi. Ders bittikten sonra annem kahvaltı sofrasını çoktan hazır ettiği için aç kurtlar gibi dosdoğru masaya üşüştük.

Bugün bacağım biraz daha iyi. En azından kendi kendine taytın paçasından içeri sokabiliyorum ayağımı. Isınmalardan öteye geçmedim bugün de. Biraz korktum, üstüne gitmek istemedim açıkçası.

Öğleden sonrayı yine köstebeklik yaparak geçireceğimi ben de bilmiyordum. Yarın başlayacak olan yeni 28’lik döngü ve bu ‘lunar’ ayın kaç gün süreceğinin izini sürmeye çalışırken bir türlü 28 rakamına ulaşamadığım için astronomi bilgilerimi tazelemenin vakti geldiği anlaşıldı. Sizi de aydınlatmamda fayda var.

Şimdi, öncelikle, mevcutta kullandığımız ve önceleri Julian, sonradan da Gregorian ismi verilen güneş takvimine göre bir yılın 12 aydan oluşması ve bu ayların kimi zaman 30, kimi zaman 31, kimi zaman da 28 günden oluşması tamamen keyfekeder bir olay. Buna sonra değineceğim. Ancak bu döngülere Türkçe’mizde ‘ay’ denmesi hiç de fena bir rastlantı değil. Çünkü neticede bir aylık döngü, adı üstünde Ay’ın Dünya etrafında bir tam tur atmasıyla oluşuyor. Bu döngüye ‘sidereal month’ yani sideral ay deniyor. Sidera, Latince yıldızlar anlamına geliyormuş. Sideral ay boyunca Ay’ın Dünya etrafında turlayıp diğer yıldızların konumuna göre tekrar başladığı noktaya gelmesi ortalama 27.32 gün alıyor. Yani aslında kabaca 28 günlük döngü diye bildiğimiz döngü bu. Gelgelelim, bir yeniaydan diğer yeniaya kadar geçen – ve yogik bağlamda bizi ilgilendiren süre bundan farklı; çünkü işin içine güneş giriyor. Buna da ‘synodic month’ deniyor. Sinodik ay boyunca, Ay hem Dünya etrafında turlarken, Dünya da Güneş etrafında turluyor. Gökyüzünde baktığımız zaman Ay’ı kimi zaman hilal, kimi zaman dolunay, kimi zaman da karanlık bir halde görmemizin sebebi Güneş. Bildiğimiz gibi Ay kendi ışığı olan bir yıldız değil, Güneş’in ışığını yansıtıyor. İki yeniay arasındaki döngünün tamamlanabilmesi için Ay-Dünya-Güneş diziliminin o döngü sonunda tekrar tek bir çizgi haline gelebilmesi gerekiyor. Bu süre de 29.18 ila 29.93 gün arasında değişiyor. Yani üçlü bir sistem olarak baktığımızda, 27.32 gün sonra bir yeniay tekrar ‘kendine göre’ Dünya etrafında başladığı yere dönmüş oluyor ama o gün bu üçlüyü o an dondurup fotoğraflarını çeksek ayın henüz tam yeniay olmamış olacağını göreceğiz: biraz daha küçülüp tekrar yeniay olması için 2.2 güne daha ihtiyacı var.

Ohh! Bu bilgilerle beraber rahatladım sevgili sangha! Nasıl sayarsam sayayım 28 günün sonunda diğer yeniaya ulaşamıyordum çünkü. Veya yeniayla dolunay arasında tam 14 gün değil bazen 15 bazense 16 gün oluyordu. Dolayısıyla yarın gelecek olan 24 Haziran yeniayını baz ve sıfırıncı gün alarak başlayacağımız ikinci 28günyoga döngümüz aslında 29 gün sürecek. Aslına bakarsanız geri kalan tüm aylar da öyle. Peki bu bizim için bir şey değiştirir mi? Hayır. Yapmakta olduğumuz şeyi biraz daha iyi anlayabiliriz bu bilgiler sayesinde. Ve madem ki bir ayın döngüsü de değişken, biz de yarından itibaren şöyle bir değişikliğe gidiyoruz sevgili sangha, buradan tüm 28günyoga kamuoyuna duyurayım: Yarın bizim ilk kervana göre 26. günümüz olacaktı. Ancak sayaçları sıfırlıyor, ve yeniayla uyumlanmak üzere ikinci tura yarın başlıyoruz. Öte yandan ayın karanlık olduğu yaniay günü yoga yapmadığımız için, yarın yani 24 Haziran Cumartesi, ikinci 28günyoga’nın ilk değil sıfırıncı günü olacak. Eğer ikinci döngüye devam etmeyi düşünmüyorsanız, ilk 28’in sonuna kadar sayıp tamamlayabilirsiniz.

Gelelim takvimde yer alan ayların isimlerin nereden geldiğine. Günlerin isimlerinin nereden geldiğini araştırdığım şu yazıya kıyasla, çok büyük bir aydınlanma yaşamadım bu sefer ne yalan söyliyeyim. Hatta biraz hayal kırıklığına bile uğradım denebilir, binlerce yıldır kullandığımız kavramlardan bazıları tamamen birkaç tane adamın keyfine bağlıymış diye.

Şu anda kullanmakta olduğumuz takvime Gregorian takvim deniyor. Zamanının papası 13. Gregory, 1582’de bu takvimi yürürlüğe sokmuş. Papa bir gün oturmuş ve kendi kendine şöyle demiş olmalı: Yeter artık bu Paskalya’dan çektiğim! Ben kendi takvimimi kuruyorum! Ve böylelikle kendinden önce gelen Julian takvime yüzde 0.002’lik bir düzeltme getirerek tutulmalar ve ekinokslar sebebiyle bayramların günlerinin kaymasına bir son getirmiş. Çok hayır duası almıştır tahminim.

Gregorian takviminin selefi olan Julian takvim ise, belki pek çoğunuzun bildiği gibi ismini Julius Sezar’dan alıyor. Milattan önce 46 yılında Sezar, o dönem kullanılan Roman takvimin güneş takvimiyle daha uyumlu olması adına bir çalışma başlatıyor. Bunun sonucunda Ocak ve Şubat olarak bildiğimiz aylar takvimin başına iliştiriliyor. Ondan önce Romalılar 10 aylık bir takvim kullanıyorlar. Bu takvime göre yılın ilk ayı Mart, yani (bildiniz) Mars. Soğuk ve karanlık kış ayları boyunca kimse savaşmadığı için çarpışma sezonunun gelişini müjdeleyen Mars ayı, birinci ay olmuş. Ardından gelen Aprilis’in Latince açmak, açılmak anlamına gelen aperire kökünden geldiği düşünülüyor, çiçekler tohumlar bu ayda açmaya başladığı için. Aprilis’in aşk tanrıçası Aphrodite’e de dem vurduğu düşünülüyor. Gelir bahar ayları, gevşer gönül yayları minvalinde. Mayıs adı ayını büyüme, serpilme, ve baharı simgeleyen tanrıça olan Maia’dan almış. Haziran, yani Juno, evlenme ve doğurganlığı simgeliyormuş. Eski zamanlarda düğünlerin hasattan sonra geleceğini varsayarsak mantıklı. Mars’i birinci ay olarak aldığımızda yedi, sekiz, dokuz ve onuncu ayların isimlerini çoktan çıkarmış olabilirsiniz. Sept-ember, Oct-ober, Nov-ember ve Dec-ember. Velhasıl Eylül Julian takvimin yedinci değil dokuzuncu ayıdır. Sezar takvimin başına Ocak ve Şubat’ı ekletince tüm olay kaymış görünüyor. Burçdaşım Sezar Temmuz doğumlu olduğu için ölümünden sonra bu ayın ismini değiştirip Julius yapmışlar. Öncesinde Quintilis’miş, yani beşinci ay. Sezar’dan sonra gelen Augustus benim neyim eksik, Ağustos da benim uğurlu ayım demiş, böylelikle Sextilis olan altıncı ay da bu doğrultuda vaftiz edilmiş. Biz de bu iki adamın egolarının neticesinde oluşan bu takvimi yaklaşık olarak 2061 senedir kullanagelmişiz.

İşte bugünkü köstebeklik sonucunda öğrendiklerim bunlar sevgili sangha. Ben de toparlarken keyif aldım bolca, ama en çok da astronomi bilgimi ne kadar yitirdiğime hayıflandım. İstanbul’a döner dönmez babamın nuh neviden kalma kopyasıyla Isaac Asimov’dan The Collapsing Universe’i tekrar okumak farz oldu. Tüm astronomi meraklılarına şiddetle öneririm. Kainatın kompleks olaylarını daha yalın bir dille anlatan birine ben rastlamadım.

İşte durumlar böyle. Yarın yeniay niyetlerinizi koymayı ve onları önümüzdeki ay boyunca sulamayı ihmal etmeyin sevgili sangha. Yeniay Yengeç’te olduğundan doğdukları aya girenler için geçirdikleri yılı değerlendirmek ve önlerinde yatan yeni yaş üzerinde biraz hayallere dalmak için de muhteşem bir zaman. Üstelik supermoon’muş yarınki yeni ay, yani Ay’ın Dünya’ya olan uzaklığının en az olduğu günlerden biri. Ama görsel olarak bize bir şey ifade etmeyecek tabii. Paylaşmak isterseniz siz de yazın yeniay niyetlerinizi.

Yarın Gün 0!
 

Bir Yoga Günlüğü II: Gün 4

Yarın tekrar pratiğin başına geçer miyim ümidiyle başlıyorum bu satırlara ama bunu periyodun günü değil kanın rengi belirleyecek, onu da yarın olmadan öğrenemeyeceğiz. O yüzden bugün yine tatil.

Sabahki özel dersim iptal olunca bugünü de dinlenmeye ve yoga köstebekliğine ayırdım. Köstebeklikten kastım; internette eski yoga metinleri aramak, bulmak, bulamamak, tekrar aramak, sonunda bulmak, indirmek, onun referanslarından başka bir yere gitmek, sekmeler arasında kaybolmak, yine bulamamak, pdf’leri bulunamayanların hard copy’lerini aramak, bulunca sevinmek, ve İngiltere’den gelirken acaba bana bunları getirir miydi diye ablaya sevimli bir mail taslağı hazırlamak (ve onun her şeyi bu yazı sayesiyle öğrenmesi) suretiyle yapılan periyodik arşiv kazısı. Senede üç dört defa böyle yüklü ve günler süren bir araştırmaya girişiyorum ve her seferinde elime hazine değerinde metinler geçiyor.

Ciddi bir yoga öğrencisi olmak istiyorsak bu arkeolojik kazılara zaman zaman bulaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu da eğitimimizin bir bacağını oluşturuyor bence. Ne yaparsam yapayım elime geçiremediğim metinler için henüz zamanımın gelmediğini düşünüp onları beklemeye alıyorum. Elime geçirdiğim metinlerin de hepsini anlıyor muyum, tabii ki hayır. Çoğunu anlamıyorum demek daha doğru olur; ama teorik bilgi, üzerine yine zihinle düşünürken değil; – çelişkili gibi görünse de – pratiği yaptığın sırada bedende canlanıyor ve bilinçte yerini buluyor.

Bizim hocalar sürekli pratik ve teorik bilginin elele gitmesi gerektiğini vurguladığı için uzun vakit Patthabi Jois’un “Yoga %99 pratik, %1 teoridir” sözü üzerine düşünmüştüm. Madem öyle Patthabi Jois da %50-50 demez miydi? Sonradan vardığım naçizane kanı şu oldu. Bence burada Patthabi Jois Yoga’nın bilimselliğine ve uygulanabilirliğine (practicality) bir atıfta bulunuyordu. Yani diyordu ki Yoga’da pratiğe dökülemeyen, tabiri caizse “havada kalan” hiçbir şey yoktur. Alain Daniélou’nun da dediği gibi, “The Yogi lives with cold logic.” Yogi keskin bir mantıkla yaşar. Patthabi Jois aynı zamanda da şunu vurgulamak istiyordu sanırım: Ne kadar teorik metin çalışırsan çalış, ‘mat’ın üzerine geçip bunu pratiğe dökmediğin müddetçe bir ilerleme olmaz. En azından biz sıradan ölümlülere bahşedilen Hatha Yoga bunun böyle olduğunu söylüyor. Gündelik çalışmaları aksatıp sadece teorik bilgi peşinde koşuyorsak bu da açgözlü zihnin tuzağına düştüğümüze bir işaret. O yüzden, hep denge.

Bugünlük bu kadar olsun. Akşamki ders için yavaş yavaş hazırlanıp çıkmam gerek. Bu arada 28günyoga’nıza bir çeşni katıp beş gün boyunca güzel bir toplulukla beraber yoga yapmak isterseniz, 14-18 Haziran’da Gül Dirican ile beraber yapacağımız kampa sizi de bekleriz. Kamp boyunca blogu güncel tutabilecek bir durumum/imkanım olabilecek mi bilmiyorum ama ne olursa olsun o temponun bir yerine, mümkünse de sabahın erken saatlerine bir self-pratik sığdırabilmem konusunda 28günyoga kafilemiz en büyük desteğim olacak. Hem Gül de Ashtangi’dir, o da erkencidir!

 

keyif.jpg

Foto: Faik Üstün

Pınar Üstün ile Hatha Yoga Kursu – 2. Dönem

14 Mart’ta başladığımız Salı sınıfına Nisan ayı boyunca da devam ediyoruz. Bu kursa 2-4 kişi arasında yeni öğrenci alabileceğim. Hatha Yoga’nın esansına ve esasına meraklı bütün öğrencilere açık. Hedefim mevcut sangha’nın ilerleyen aylarda da minimum fire vererek devam etmesi.

Bu derslerde bacaklardan merkeze doğru güçlü ve zarif hareketin prensiplerini işliyoruz. Geleneksel Hatha Yoga sistemlerinde var olan hazırlık serilerini öğreniyoruz. Doğru nefesi, bandhaları, ve enerji anatomisinin dinamiklerini pratiğin içine nasıl entegre edebileceğimizi deneyimliyoruz.

Eğitim Mayıs-Haziran aylarında da Salı akşamları devam edecek.

Tarih: 11-18-25 Nisan ve 2 Mayıs
Saat: 19:00-20:15
Yer: Agni Yoga, Sahrayıcedit
Sorular ve kayıt için: pinarustunyoga@gmail.com

IMG_5375

Pınar Üstün ile Hatha Yoga Kursu

4 derslik kurslar halinde ilerleyecek olan bu eğitimde, geleneksel Hatha Yoga sistemlerinde uzun yıllardır var olan, ancak popüler yogada izine rastlayamadığımız hazırlık serilerini çalışacak ve bacaklardan merkeze doğru güçlü ve zarif hareketin prensiplerini işleyeceğiz. Doğru nefes, bandhalar, ve enerji anatomisinin dinamikleri üzerine bolca vakit geçireceğiz.

Tarih: 14-21-28 Mart ve 4 Nisan Salı
Saat: 19:00-20:15
Yer: Agni Yoga, Sahrayıcedit
Sorular ve kayıt için: pinarustunyoga@gmail.com

pinar