Bir Yoga Günlüğü: Gün 6

Bugün yogaya bir tenis topu üzerinde başladım.

Yanlış duymadınız. Ama önce, öncesini anlatayım.

Garip bir döngünün içerisine yuvarlanmış gibiyim. Sabah erken kalkmak için yatağa nispeten erken giriyor, ve sabah uyanamadığım için aslında uyumam gerekenden fazlasını uyuyorum. Bu da büyüklerimizin dediği gibi daha çok uykunun mayalanmasına yol açıyor ve sonuç olarak sabahları hep sersem gibi çıkıyorum yataktan. Nerede o kışın Shadow Yoga’ya giderken sabahın kör karanlığında yataktan zımba gibi fırlayışlarım? Bir yerlerde duruyorlardır heralde.

Bir süre evin içinde avare avare dolaştım yine, içimde bir sıkkınlık hali. Salona gittim, oradan yoga odasına yürüdüm, sonra geri salona gittim, oradan bir tenis topu aldım ve yoga odasına gelip tenis topunun üzerine yattım. Bedenim oldukça sıkışık hissediyordu. Zaten gece sıcakta uyuyabileyim diye evin bütün açık camları arasında yine büyüklerimizin pek tasvip etmeyeceği bir cereyan altında uyuyorum, başka türlü uyuyamıyorum çünkü. Bu da genelde yataktan tutulmuş olarak kalkmama sebebiyet veriyor. Gerçi yatağın kendisinden de şüpheleniyorum ama, henüz yatak konusunda kafamdaki radikal geçişi bir türlü gerçekleştiremedim.

Tenis topunu göbek deliğimin üzerine yerleştirip nefes verişleri kullanarak bütün vücut ağırlığımı üzerine bırakmaya çalıştım. Olmuyor tabii. O kadar garip bir his ki. İçimde kabaran duygulara rağmen kalmaya çalıştım. Sabah sabah içimden bunu yapmak geldiyse vardır bir hikmeti diye düşünerek. Burası, aynı zamanda bir marma noktası olan nabhi chakra’nın yeri. Nabhi, yani navel. Ayurveda’ya göre iç organları besleyen kan damarlarının yuvası burası. Ve tabii daha neler nelerin yuvası. Bir derste tenis topu yerine yumruğumuzu koyarak yatmıştık yere. Yine ağırlığımı bırakmak için çabaladığım bir sırada, zihnimde ‘mideme yumruk yemiş gibi oldum’ diye tabir edebileceğimiz anların, anıların hissi çaktı. Hayatı yaşarken yediğimiz yumrukların da yuvası burası aynı zamanda. Hiç öyle soyut bir kavramdan bahsetmiyorum. Yalnızca bir dakika yumruğunuzu göbek deliğinin hemen üzerine yerleştirip yüz üstü uzanın, ve izlemeye başlayın neler fokurduyor. Mayurasana için de harika bir idman.

Karnımdaki hisler dayanma sınırımı aşınca sırt üstü dönüp bu sefer de tenis topunu kürek kemiklerinin hemen altına, çökmeler boyunca alev alev yanan pitta noktasına koydum. Aaaah. Burada bir süre kalıp yeniden yüzüstü döndüm, bir süre daha nabhi’nin üzerine. Oradan ısınmalar, biraz dinamik udiyana, ardından çökmeler. Zar zor 36’ya gelebildim. Defalarca pes etmeyi düşündüm. Dördüncü dokuzluda kafamdan alevler fışkırıyordu. Ha gayret, ha gayret diye diye devam ettim. Pek çok kez hangi sayıda olduğumu unuttum. Üst komşu bebeğiyle oldukça tiz bir frekansta oyun oynuyordu, yerde bir şeyler yuvarlanıyordu, dikkatim dağıldı. Bittiğinde zihnim karman çormandı.

Tüm bu kaos bir yana, her türlü çökme, mulabandha’yı çalıştırmak ve daha derinden hissetmek için birebir. Ben mulabandha’nın nasıl bir şey olduğunu, gariptir, hamile yogası dersleri verirken fark ettim. Yani nerede olduğu, ne menem bir şey olduğu hep tartışma konusudur da, yine o kaslar ve zihin arasındaki sinir hücrelerinin muhabbetine gelip dayanıyor her şey. Onlar arasında bir bağlantı kurulana kadar tamamen teorik bir bilgi olarak kalıyor yoksa. Bu idrak da acele ettirebildiğin bir şey değil. Ne zaman geliyorsa o zaman geliyor. Ama hayatı kolaylaştırdığı bir gerçek.

Dünkü 45’likten sonra bacak kaslarında herhangi bir tutulma veya sertleşme olmadığını görünce, dengeleyici pozları doğru seçtiğimi hissettim; hiçbir şey değiştirmeden dünkü serinin aynısını yaptım. Bacak kasları iyiydi ama latissimus dorsi ağlıyordu. İşe bak ki, marma haritasında ana pitta noktası olarak görünen ve kürek kemiklerinin hemen altında, omurganın her iki yanında yer alan – ve tenis topunu koyduğum bu nokta, tam olarak da latissimus dorsi’nin omurgaya bağlandığı noktayı, yani T7 civarını işaret ediyordu. Bunu da anca janu sirsasana c’li bir seri paklardı. Navasana ve birkaç ters duruş sonrası yüzüstü padmasana’ya vardım. Dün nöronlar arasında kurulan köprü bugün de yerinde duruyordu, patika biraz daha sağlamlaşsın diye uzun kaldım.

Bugünkü macerayla beraber #28günyoga’da 6. gün de geride kaldı. Bakalım yolun devamı neler saklıyor. Sizin yolculuk nasıl gidiyor?

çiç

Bir Yoga Günlüğü: Gün 5

Bugün enteresan başladı.

Sabah 4:45’e kurduğum saate uyanamayacağımı gece alarmı kurarken biliyordum. Bu sabah erken kalkma olayı sanırım tamamen psikolojik bir olay. Yeterince güçlü niyet edip gönülden istersen alarmsız bile kalkabiliyorsun. Ama derinlerde bir yerde dizginleri sinsi sen’e devretmişsen, istersen 10 saat uyumuş ol, yine de kalkmıyor o beden yataktan.

İşte bu sabah da kendimi yataktan çıkarma çabama telefonun ışıklı ekranında göz attığım Feysbuk ve blogum eşlik etti. 4. gün için pratiğini yapan herkes bir şeyler yazmıştı, biliyordum bu 28 günü sessizce takip eden ve bir ucundan katılsa da belli etmeyen birileri daha bizimle beraberdi. Dün müsibet dediğim şey işte bu sabah beni yataktan çıkartan şey oldu. Genellikle pittası baskın bir vata olarak son birkaç aydır bedenimde ve haleti ruhiyemde baş gösteren değişiklikler, kaphamın da dengesinin bozulmuş olabileceğinin göstergesi. Ama ne yalan söyleyeyim, çok ihtiyacım vardı bu kaphaya! Beden sanki 30 yaşla beraber, ‘dur iki dakika da tadını çıkaralım’ diyordu. Bu sabah Zeynep Çelen’in postunu gördüm, slouchasana ismini verdiği bir hali tarif ediyordu. İşte benim de son altı ayım, derslere koşturduğum ve hayat enerjimi toplu taşım araçlarında tükettiğim zamanlar haricinde bir elim yağda, diğer elim balda, slouchasana’yı pratik ederek geçmişti.

Beslenme şekli elbette doshaları çok etkiliyor. Son altı aydır genellikle kahvaltı için yediğim yulaf ezmeli yoğurtlu müsli, mesela başlı başına bir zanlı. Hem büyük ihtimalle glutensiz değil (büyük ihtimalle diyorum çünkü malesef gluten konusunda tam bir cahilim) hem de yoğurt zaten olduğu gibi kapha kaynağı bir yiyecek. O yüzden de aslında beslenme konusu kişinin kendi bedenine uygun bir şekilde çözümlenmediği müddetçe yapılan yoga pratiklerinden maksimum verimi almak imkansızlaşıyor. Bir yandan kendini geliştirmek için efor harcıyorsun, ancak değiştirmediğin diğer alışkanlıkların yüzünden aslında sarf ettiğin çaba kadar sonuç alamıyorsun. Bunu gayet iyi biliyorum, ama eğer şimdi de beslenme tarzıma takarsam biliyorum ki ne yapacağımı bilememekten paralize olacağım ve obsesif zihnimin eşliğinde bu sefer pratik de aksayacak – çünkü ‘kitabına uygun olmamış’ olacak. O yüzden sakince zihnimin bu kısmını yatıştırıyor ve pratiğime bakıyorum. Yine de beslenme konusu oldukça mühim bir şey. Patanjali’nin ashtanga’sında asana’nın üçüncü sırada yer almasının tesadüf olmaması gibi, bizim hoca Zhander Remete’nin kitabının da Mitahara ile başlaması tesadüf değil. Mitahara’yı kabaca ‘saf yiyeceklerin kontrollü tüketimi’ olarak çevirmek mümkün.

Nerede kalmıştım? Hah yataktan çıkıyordum. Sabah mahmurluğunda bir süre daha evde avare avare dolaştım, 9’a doğru pratiğe başladım. Ne yalan söyleyeyim, gerçekten gönülsüz ve isteksizdim. Daha samapada’da yorgun hissettim. Sonrasında olacakları pek beklemiyordum. Zaten yoga gerçekten böyle zamanlarda hep sağ gösterip sol vuruyor. Bir şey beklemeyerek başına geçtiğin pratikler sana cömertce meyvelerini sunarken bir beklentiyle giriştiğin pratikler genellikle seni şööyle bir uzaktan kesiyor ve suskunluğunu koruyor. Bugünkü pratik son zamanlarda yaptığım en yaratıcı ve özgür pratik oldu. Ne yapacağımı hiç planlamamıştım. Udiyana bandhanın önceki günlere göre hatırı sayılır şekilde derin olduğu görünce keyfim yerine geldi. Bir süre dinamik udiyana çalıştım. Son zamanlarda ayak bileklerimde hissettiğim tıkanıklık için suçi’de oturdum, ama yandım ki ne yandım. Kalkıp çökmelere başladım. Hiçbir hedefim yoktu. Bu sefer zihin aritmetik cambazlıklar yapmadı, ama bazen heyecandan kaçta olduğunu unuttu, onların yerine son kaldığım sayıyı tekrar ederek devam ettim. 45’te bıraktım. Daha devam edebileceğimi hissettim, ama çökme projemin bekası ve sürdürülebilir olması açısından sınırıma gitmedim. Çökmeleri bitirdiğimde burnumdan aşağı ter damlıyordu. Sertleşen bacak kaslarımı dengelemek için supta virasana’da uzuun uzun kaldım, ardından biraz soğumak için daha dairesel bir güneşe selam. Kayık pozu zangır zangır titretti, ama zihin sakindi, titremeye rağmen uzunca tutabildim. Aklıma Defne’nin Navasana’yı gösterirken – ve bir yandan konuşurken – bir su yatağının üstündeymişçesine rahat ve sakin duran hali geldi, gülümsedim. Biraz ters duruş sonrası yüzüstü padmasana’ya geldiğimde, ilk defa beynimle bacaklarım arasındaki sinir hücrelerinde bir köprü kurulur gibi oldu ve bacaklar birkaç milim de olsa havalandı. Birden hiç de fena bir yer değilmiş gibi gelmeye başladı burası. Kısa bir şavasana sonrası sessizce bir oturuşa geçtim, içime bir ışık, bir ferahlık doldu.

Bir süredir içimde kopukluğunun yokluğunu hissettiğim bağlantı bir şükran dalgasıyla yeniden yerini buldu.

Sizin 5. gün nasıl gidiyor? #28günyoga’ya devam!

 

 

Bir Yoga Günlüğü: Gün 4

Bu #28günyoga benim için bir taşla iki kuş vurdu. Hem her gün yoga yapmama, hem de her gün yazı yazmama vesile oldu. Bununla da kalmadı, beraber pratik yaptığımız pek çok kişiyle aramızda başka türlü bir bağ kurdu. Ne iyi etmiş de gelmişiz.

Benim bu sabahki yogam da yağmur sayesinde oldu diyebiliriz. İlk kurduğum saate uyanamadım. 7 gibi uyanıp, pes etmek üzereyken pencereden içeri dolan taze yağmur serinliği hemen gözlerimi açtı. Sabah uyanır uyanmaz sosyal medyaya atlama illetinden bir türlü kurtulamadım. Belki bir 28gün de bunun için lazım. En azından sabah ilk uyandığında, yemek yerken, ve akşam yatağa girince, bakma şu merete işte. Yok. Yirmi dakika kaybettirdi bu musibet bana. Evden 9’da çıkmam gerektiği, ve kahvaltımı da aceleye getirmek istemediğim için, yine ‘şimdi sıkıştırmıyım yogayı, akşama yaparım’ diyecektim ki akşam dersimden sonra eve gelip hiçbir şey yapmaya halimin kalmayacağını öngörünce dosdoğru geçtim yoga odasına. 45 dakikalık bir pratik oldu. Savaştığımız zihin kalıpları da tam olarak bu ve benzerleri işte. ‘Belirli şartlar oluşmadıkça yoga yapamam!’ ve bunun gibileri.

Dün akşam yatmadan evvel önceki gün incittiğim yerlere biraz kas gevşetici sürüp masaj yaptım. Yatarken daha iyi değildim. Kalktığımda daha iyi hiç değildim. Sabahın ilk sürprizi, pratiğin ilk uttanasanasına indiğimde gövdemle bacaklarımın yaptığı 90 derecelik açıydı. Başımın ağırlığını bir milimetre öne bıraktığım an sol popomdan enseme boylu boyunca şimşekler çaktı. Dün akşama doğru içilen şaraplar ve gece geç saat yenen dondurmaların bir hediyesi olarak sabah karnım kaskatıydı, ve udiyana bandhalar dolayısıyla tam olmadı. Udiyana bandha olmuyorsa benim bedenin arkası açılmıyor zaten. Ya da bedenin arkasını kapatan her neyse udiyana bandhalarımı benden alan da aynı şey. Böyle günler pratik açısından belki biraz can sıkıcı, hatta biraz can yakıcı da olsa, pırlanta değerinde bilgiler içeriyorlar. Böyle günler -ve daha iyileri sayesinde bedene dair daha bütüncül bir fikir, hissiyat edinmek mümkün oluyor. Bu da ‘benim hamstringlerim çok kısa’ veya ‘femurumun dış rotasyonu el vermiyor’ gibi mikro bir bakış açısından çok öte, kendini sadece anatomik özelliklerinle değil psikosomatik bir varlık olarak beden-zihin-nefes bütünlüğünde görebilmeni sağlıyor.

Çökmelere geldiğimde glutelardaki ekstra gerginliğin önceki günün çökme çılgınlığından ileri geldiğini anladım. Oldukça sertlerdi, ve 9’dan ileriye gidemedim. Onun yerine daha lineer bir güneşe selam serisi tercih edip, aralarda bol bol utkatasana varyasyonu başka bir çökmeden geçtim. Kalçayı topuklara doğru olabildiğince düşürdüğün ve kolları başın tepesinde tuttuğun bu utkatasana varyasonundan her geçtiğimde, sonrasından gelen uttanasana’nın daha derin ve açık olduğunu fark edeli epey oldu. Çökmeler apana vayu’nun akışını güçlendirdiği ve arka beden de apana vayu’nun himayesinde olduğu için, uzun ve güçlü tutulan bir çökmenin ardından gelen öne katlanmalar daha kolay ve derin oluyor. Shadow Yoga’yla tanıştığım ilk gün, ‘benim hamstringlerim çok kısa’ cümlesini ben de Defne’ye kurmuştum. O da bana ‘apana vayu’ demişti. İkinci Shadow Yoga dersimde paschimottanasana’da alnım kaval kemiklerime değdi. O anı bütün berraklığıyla hatırlıyorum, heyecandan nefesim kesilmişti! Böylelikle ‘hamstringlerim kısa’ miti de çürümüş oldu. Kas dediğin bu bir gün uzun bir gün bu kadar kısa olan bir şey değil ki. Demek ki başka bir şeyler var gözardı ettiğimiz. O derste her ne olduysa apana vayu çalıştı, ayaklara indi, benim gibi arka bedeni çoğunlukla ıslak bir çarşaf üstünde uyumuş da tutulmuş gibi hisseden biri için böylesine bir poz mümkün oldu. Son birkaç aydır yine böyleyim mesela, her türlü öne katlanma zor geliyor, ama artık ‘oram buram kısa, şuram kapalı’ diye takmıyorum. O günkü bedenimin durumuna göre bana yardımcı olacak hareketleri seçip, öyle ilerliyorum. Bugün de pratiğin sonundaki uttanasana ile başındaki arasında oldukça fark vardı. Demek ki neymiş? Çalışınca oluyormuş.

Yarın sabah için yine erken bir pratiğe niyetliyim. Keşke yine yağmur yağsa. Sizin #28günyoga nasıl gidiyor?

fox
by Mike Medaglia

 

Bir Yoga Günlüğü: Gün 3

#28günyoga’nın 3. gününden herkese merhaba!

Ben bu satırları yazana kadar bu yolculuğa beraber çıktığımız pek çok kişi kendi yogalarını yaptılar bile. Kimisi sadece meditasyonla katıldı, kimisi yeni öğrendiği bir seriyi yaptı, kimisi şafak saydı 🙂 Güzel olan şeyse herkesin bir şekilde, bir ucundan, gayretle, bu vagona atlamasıydı. Eğer uzaktan seyredenlerdenseniz, ay bunu kaçırdım bir dahakine başlarım diyenlerdenseniz, tam olarak da size konuşuyoruz 🙂 Bırakın bahaneleri, atlayın vagona.

Bugün sabah 7:30’da karşıda bir dersim vardı, ve hali hazırda 6’ya doğru uyanmayı gerektiriyordu. O yüzden bugün sabah yogasını atladım. Yola çıkarken ağzıma attığım muz dersten sonrasına kadar eriyip gitti tabii. Beni evime taşıyacak olan 8:50 İDO’sunu da kılpayı kaçırınca, bir sonrakini beklerken bir simit ve bir ayranla kahvaltı yaptım. Eve gelmem 10’u buldu. Karnımdakiler erisin de öyle yogaya başlayayım diye yatağa şööyle bir uzandım, harika bir şekerlemeye yuvarlandım. Çalanı meçhul kapı ziliyle uyandım. Çok uzun zamandır konuşamadığım bir arkadaşımla telefonda uzuun uzun hasret giderdik, böylelikle saati 12 etmiş oldum. Ve başladım yogama.

Dün gittiğim bir özel ders öğrencim bana yoga hocası olarak gün içinde verdiğim yoga derslerini kendi yogamdan sayıp saymadığımı sordu. Ben de ona ders verirken dikkatinin tamamının öğrencinin üzerinde olduğu için bu ikisinin çok farklı bir şey olduğunu söyledim. Hatta dedim kendi bedeninin o kadar farkında olmuyorsun ki, özellikle ısınmamışsan, pozları gösterirken kendini sakatladığın bile oluyor! Çok güzel demişim. Çünkü tam olarak da aynı derste bir pozu gösterirken sol taraftaki gluteları bir güzel incitmişim. Güler misin ağlar mısın.

Bu son minik incinmeyle beraber son aylarda iyice kapanan arka bedenimle bugün Uttanasanalarda yine leylek gibiydim. Ne çökmeler fayda etti ne udiyana bandha derinleşmeme. Çökme demişken, bugün sayıyı 36’ya yükselttim. Bedenimin her yerinden ter damlacıkları fışkırırken, sayması kolay olsun diye 9arlık setlere böldüğüm çökme projesinde, bir ara zihin o kadar ajite oldu ki hareketin yoğunluğuyla başa çıkmak için türlü türlü numaralara girişti, acaba 9dan 1e kadar mı saysaymış, acaba inip kalkmayı ayrı ayrı sayıp sonra toplam sayıyı ikiye mi bölseymiş, vay efendim çökerken sayıp kalkarken saymasamıymış, neler neler.. Fiziken sınırıma henüz gelmemiş olduğumu bilmeme rağmen zihin ben o pozu artık bırakayım diye ne numaralar çekti! Tırmanış hikayemi anlattığım başka bir yazıda zihnin bedenin potansiyeli üzerindeki -benim buradaki durumumda negatif- etkisini anlatmıştım. Tam tersinin de mümkün olabileceğini teorik olarak biliyoruz. Zihnin dizginlerini elimize alabilsek kim bilir bu bedenle neler neler yaparız diye düşünmeden edemiyorum. 

Bu çökme dediğim şey ayaktan bildiğimiz Malasana’ya doğru yavaşça inip kalkmayı içeriyor, (‘yavaşça’ buradaki kilit sözcük oluyor). Tek farkı kollar omuzlarla aynı hizada geniş bir çember halinde, iki elin parmakları birbirine hafifçe değer vaziyette duruyor. Bu da bir süre sonra kürek kemiklerinin arasındaki pitta noktasının alev almasına yol açıyor. Daha doğrusu pozun bir şeye yol açtığı yok, benim bedenimdeki tıkanık noktaları nazikçe su yüzüne çıkartıyor o kadar. Daha fazla devam edemememdeki en büyük sebep, bacaklarım daha gidebilecekken sırtımın arkasına biri bir şey saplıyormuş gibi hissettiren bu pitta noktasıydı. Çökmeleri takiben 2. prelüde geçtim. Bir ara gözüm saate takıldı, 12:30 diyordu. Yanlış gördüm heralde, saat 13:30 filan olmalı diye düşündüm. Çökmeler zihnin zaman algısıyla öyle bir oynamıştı ki, ben başlayalı yirmi dakika olmuşken o çoktan bir saati devirdiğini sanmıştı. Bir saat!

Bugün udiyana bandhalardan da, Mayura’dan da pek hayır gelmedi. Ne simit ayransa üç saatte erimemiş. Azıcık bir ayrandı, üç saat sonra bile hala lıkır lıkır edip durdu içim.  İşte sabah yogasına bir artı daha. Bomboş bir karın ile biraz boş bir karın arasında oldukça fark var. Zaten aç karnına yaptığınız yoganın sizi epey bir süre tok tuttuğunu da deneyimlemişsinizdir. O yüzden daha önce hiç denemediyseniz, sabah aç karnına yapacağınız bir yoga pratiğini deneyip farkı görün derim.

Prelüdün arkasından sevdiğim bir seriyi yapıp, ardına Navasana’yı ekledim. Çökmelerden nasibini alan bacaklarla bu kayık beni yine titreten bir yer oldu. Pratiği kapatırken, komşunun süpürge sesi eşliğinde kısa bir Şavasana’ya uzandım. Kalkıp oturmalı bir kapanış yaptım. Bir gün belki şu ayının zerafetine ulaşırım diye heveslenip, kalan günlerde de Navasana’ya uğramayı aklımın bir kenarına not ettim!

bear_yoga

Bir Yoga Günlüğü: Gün 2

Eveet.

Öncelikle, bu ne biçim bir sıcak demek istiyorum sayın seyirciler. Bünyemi alt üst eden, nefes bile alamadığım bir hava var bugün dışarda. Bu da her türlü ekstra hareketi neredeyse imkansız kılıyor. Bu satırları da, evin nispeten en serin köşesi olan yatak odasında, tavandaki pervanenin altında yazıyorum. Dışarıdaki sis ve pus tabakasının bir benzeri de benim beynimin üzerine çökmüş durumda.

Dünkü yazıyla beraber pek çok kişi #28günyoga kervanına katıldı. Ben de hem çok mutlu oldum, hem daha da motive oldum. Meğer ne kadar çok kişiymişiz benzer şeylerin ihtiyacında olan. Birlik ve beraberlik duygusu, her nerede olursa olsun, yaşamı daha yaşanabilir kılan, engelleri ortadan kaldıran, insana güç veren bir duygu. O yüzden birbirimizin rüzgarında yol alacağız bu 28 gün – ve sonrasında.

Bugün 4:45’te zınk diye uyandım. Rüyamda Vikings görüyordum, çok heyecanlıydı. Son günlerdir deli gibi izlediğimden olsa gerek 🙂 Saat 5 gibi yoga odasında, üç adet üstüste konmuş raftan, üç adet mumdan ve birkaç minik objeden oluşan altarımın önünde yogama başladım. Hava karanlık, dışarıda kuş sesinden başka hiçbir ses yok, ve şehir dingin! İşte özlediğim şey. İstanbul’un bu halini para versen satın alamazsın.

Bugün yeni ay olduğu için oturarak başladım. Esasen yeni ay ve dolunayda, enerji ya yerlerde ya da çok yukarılarda olduğu için yoga yapılmaması salık verilir. Pratik bir sebebi de var bunun: beden farkındalığı azaldığı için sakatlanma riski de yüksek oluyor. Ancak ben henüz bir önceki gün başlamış olduğum silsileyi sürdürebilmek adına, bol bol oturmalı pozlardan oluşan yumuşak bir pratikle bugünü geçirmeyi tercih ettim. Mumların karşısına geçip bir süre sessizce oturacaktım, ancak bağdaş kurduğumda yaptığım ilk şey dün gece de ekmeğini benden çıkartan sivrinin gezdiği yerleri kaşımak oldu. Hareket etmeye başlayınca kaşıntılar da geçti. Yavaş, sakin, dünya henüz uyanmamış, inşaatlar mesailerine başlamamışken, araba ve minibüs seslerinin yokluğunda, nefesimin sesini uzun uzun dinleyebildiğim bir pratik oldu. Kurmasthana’da 16 nefes bugün düne göre biraz daha ‘sıcak’ oldu. Ay halim bitmiş gibi görünüyor olmasına rağmen genellikle son gün feyk atmaya meyilli olduğu için bugünü de udiyana bandhasız ve Mayurasız geçirdim. Çökmelere geldiğimde, bacaklarım yorulmuştu bile. Kafam o kadar dağıldı ki kaça kadar saydığımı bile unuttum, karıştırdım. Sanırım 16 civarında pes ettim. Bu haftasonu için kendime koymuş olduğum 30 küsürlük hedefin gerçeküstülüğü konusunda hafiften şüphelere düşsem de, inancımı yitirmemeyi tercih ettim.

Bu arada bir noktaya değinmemde fayda var. Dünden sonra ‘illa sabahın köründe mi kalkıp yoga yapmamız lazım?’ diye soran birçok insan oldu. Elbette ki hayır. Benim kendimde kırmaya çalıştığım kalıp sabah erken kalkamamayı içerdiğinden, ve sabah saatlerinin bu anlattığım sihirli ve sakin ‘kafasını’ çok sevdiğimden, önümüzdeki bu bir ayı özellikle buna odaklanarak geçirmeye niyetlendim. Ama günün geri kalan her saati de olur! Önemli olan, baş koyduğumuz yolda her gün, atlamadan, kısa bir süreliğine bile olsa vakit geçirmek. Bedenle çalışıyor olsak da bu her şeyden önce bir zihin terbiyesi olacak. Çünkü dönüşüm başladıkça, zihin daha da çok bahane üretip işi yokuşa sürecek. Öyle zamanlarda da birbirimizden destek alacağız işte.

Yaklaşık 1 saat süren pratikten sonra hava almak için bir pencereden başımı uzattım. Dışarıdaki hava serin ve davetkardı, yanıma bir muz bir de günlüğümü alarak sahile indim. İner inmez tabii ki bir kuçuyla karşılaştım. Derken iki, derken üç oldular. Ben bu satırları yazarken de benim oturduğum bankın arkasında hırlaşıp oynaştılar. Hayvanların birbirleriyle oynarlarken bedenlerinin ne kadar yumuşak ve – bu lafı sevmiyorum ama – akışkan olduğunu görmek her defasında hayranlık uyandırıyor. Aynı anda hem zımba, hem de pelte gibiler. Çılgınca koşturup yuvarlanıyor, taklalar atıp hiçbir şey olmamış gibi tekrar koşturmaya devam ediyorlar.  Onlar doğuştan yogiler!

Sizin 2. gün nasıl geçti?

#28günyoga’ya devam!

Bir Yoga Günlüğü: Gün 1

Büyük ustanın huzuruna çıkmama bugünden itibaren tam olarak 1 ay 10 gün kaldı. Ay haliydi, ayın kendi halleriydi, eğitim için yapacağım yolculuktu derken bu bana çalışılabilir yaklaşık 30-35 gün bırakıyor. Ne kadar ‘formda’ ya da hazırlanmış olsam, biliyorum ki onun karşısına hiçbir zaman tamamen hazırlanmış olarak çıkmak imkansız. Ama en azından geçtiğimiz aylarda sıcaklar, tatiller, dersler, darbeler vs. sebeplerden ötürü kaytardığım zamanların arasını bu bir ayda biraz olsun kapatabilir, kaybettiğim gücümü biraz olsun toparlayabilirim.

İşte o yüzden ben de 1 Ağustos itibariyle, geçtiğimiz Ramazan ayı boyuca hocam Defne Suman’ın yaptığı gibi, #28günyoga sloganıyla niyet ettim bir yoga diyetine girmeye! Hem yarın da yeni ay. Eğer siz de benim gibi yaz aylarının rehavetinde kişisel yoga pratiğinizi sürdürmekte zorlananlardansanız, buyurun bu yeni ayın peşine birlikte takılalım.

Dün gece, tamamen kendi yogam etrafında düzenlemeyi planladığım bu yeni ayın ve başka birkaç gelişmenin de heyecanıyla bir türlü uyuyamadım. Saati, sıcaklardan biraz olsun kurtulmak ve güneşle beraber kalkabilmek için (yazın o bile geç ya!) 5:50’ye kurdum. Uyuyamadıkça kalan uyku saatlerimin hesabını yapan zihnim bir türlü durmadı, o durmadıkça ben yatakta döndüm, döndükçe uyuyamadım. Derken uykuya daldım, bu sefer de saat 4:45 gibi bir sivrisinek tarafından uyandırıldım. Üç gecedir haklayamadığımız bu sivri anlaşılan sinek kovucudan da kurtulmuştu. İçimden bir ses şu an kalkıp yapacağım bir yoganın, her yer sessizliğe gömülmüşken ve nispeten serinken bana ilaç gibi geleceğini, ve bu sevgili sivrinin ulvi bir amaç uğruna tepemde vızıldadığını söylüyordu. Ama dinlemedim o sesi. Alışkanlıklar ağır bastı, ve genellikle böyle dinç uyandığım bir uykunun üzerine uyumaya devam ettikçe sonrasında sersem gibi olduğumu bile bile tekrar uyumaya çalıştım, ve bir süre sonra başardım. Tahmin ettiğim üzere, sabah çalan alarmı susturduğumda bir rüyanın tam ortasındaydım, ve alarmı kapattığım gibi uyumaya devam ettim.

Sabah ritüelleri ve yoga odasının temizlenmesi sonrasında yogamın başına geçmem 9 buçuğu buldu. Karnım açtı ve şişkinliğim inmişti. Ay halim tamamen sona ermediği için zaten ağır bir pratik yapmayı planlamıyordum. Diğerlerine oranla nispeten daha kısa ve daha yumuşak olan 2. prelüdü seçtim, Kurmasthana kapısında 16 nefes kaldım ve Samakonasana’dan sonrasını Shadow Yoga’da 4. gün yogası dediğimiz bir seri ile sürdürdüm. Bolsterlı, bol bol dinlenmeli bir seri. Ona rağmen şıp şıp terlediğim bir pratik oldu. Yeni ayı atlattıktan sonra çökmelere kaldığım yerden devam. En son projede 30’da bırakmıştım, bu sayıya öncelikle yeniden ulaşmak ve sonrasında artırmak bu ayın projesi olacak. Ve pek tabii asanaların anası Mayura, ve hocamın yaz ödevi verdiği yüzüstü Padmasana’lı seri. Tek kelimeyle gıcık olduğum bir poz bu yüzüstü Padmasana. Ama tam olarak da bu sebeple yapmam gerekiyor. Gerçek bir işkence benim için, vücudumdaki tüm kemiklerin, eklemlerin, kasların, bir bir isyan çığlıkları attığı. Ama vardır elbet onun da bana verecek bir hikmeti.

İşte benim ilk günüm böyle geçti. Sizden ne haber?

#28günyoga’ya devam!

samakona.JPG
Samakonasana. Foto: Günsu Engin