İlkbahar Hatha Yoga Kursu – Sabah Sınıfı

Sevgili okur ve öğrenciler,

Bu blogu epeydir ihmal ettim biliyorum. İlkbaharın gelişiyle beraber ben de kış toprağımı üzerimden atma niyetindeyim. Bu vesileyle epeydir geciktirdiğim bir duyuruyu sizinle paylaşmak isterim.

2018 yılının ilk Hatha Yoga Kursu, Sabah Sınıfı’nın kayıtları açıldı. Bahar Ekinoksuyla beraber Mart ayından Haziran ayına kadar, aralarda bir hafta mola ile Salı ve Perşembe sabahları günün ilk ışıklarıyla bir araya geliyoruz. Yogaya ilişkin hiçbir fikriniz olmasa dahi katılabilirsiniz. Deneyiminiz varsa da katılabilirsiniz. Tamamen sıfırdan başlayarak beraberce yol alıyoruz.

Bu kurslar pek çok yönden bir dil kursunu andırıyor. Stüdyo derslerindeki gibi damlama usülü olmadan, bir sınıf olarak başlıyor ve aynı sınıfla derslere devam ederek, adım adım Hatha Yoga’nın alfabesini öğreniyoruz. Dersler ilerledikçe sözcük dağarcığımız genişliyor, daha uzun cümleler kurabilir, kendimizi daha iyi ifade edebilir hale geliyoruz. Kendim de böyle bir eğitimden geldiğim için, bir sınıfla beraber yol almanın ve tek bir rehber eşliğinde çalışmanın, Hatha Yoga’yı öğrenmek için en etkili ve elverişli yollarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Derslerde, 2014 yılından beri eğitimini aldığım Shadow Yoga sisteminin temel ısınmaları ve stana’larını, bacaklardan merkeze doğru güçlü ve zarif hareketin prensiplerini çalışacağız. Nefes, bandhalar ve vayular üzerinde bolca zaman geçireceğimiz diğer konular olacak. Detayları aşağıda bulabilirsiniz. Sorularınız ve kayıt olmak için lütfen bana pinarustunyoga@gmail.com adresine yazınız.

Ders saati: 07:00-08:30

Yer: Gayrettepe 🌿

Program:

1. Dönem: 20-22-27-29 Mart 3 Nisan (5 ders) 250 TL

2. Dönem: 17-19-24-26 Nisan 1-3 Mayıs (6 ders) 300 TL

3. Dönem: 15-17-22-24-29-31 Mayıs (6 ders) 300 TL

Her dönem birbirinin devamı niteliğinde olduğundan ilk dönemden sonra yeni öğrenci alamıyorum.

Reklamlar

Mersin Dharma Yaşam Atölyesi’nde Tao Vinyasa

Bir süredir Türkiye’nin farklı şehirlerinde Tao Vinyasa atölyeleri veriyorum. Öğrencilerle buluşmaya alışık olduğum İstanbul’dan çıkıp farklı şehirlerin yoga topluluklarıyla buluşmak bana çok iyi geliyor. Geçtiğimiz ay ziyaret ettiğim Trabzon’dan sonra şimdi sırada Mersin var, ve daha önce hiç gitmediğim bu şehre yapacağım yolculuk için şimdiden çok heyecanlıyım. Üstelik çalışmaya ev sahipliği yapan Dharma Yaşam Atölyesi Mersin’in merkezinde de değil, Turunçlu Köyü denen harika bir yerinde. Bu da heyecanımı arttırıyor.

Tao Vinyasa serileri, her ne kadar Yin Yoga çatısı altında bizlere sunuluyor olsa da geleneksel Hatha Yoga’nın özünü anlamak için bence oldukça faydalı birer araç. Bu serilerin içerisinde bolca gördüğümüz çökme varyasyonları, çizgisel ve dairesel savaşçı formları, bacaklardaki güç ile eşzamanlı ifade bulan el hareketleri, Hatha Yoga’nın günümüzde göz ardı edilen ve savaş sanatlarıyla benzer prensipleri paylaşan pek çok formunu tanımamıza yardımcı oluyor. Oldukça basit ve bir o kadar da güçlüler. Bu sadelik aynı zamanda Hatha Yoga’nın pragmatik ve verimli tarafını da yansıtıyor. Şeklen göze hoş gelen ve zihnin çiçeklendirmeyi sevdiği bir sürü formdansa basit, anlaşılabilir ve net hareketlerle yeterince güçlü olmadığımız taraflarımız nazikçe su yüzüne çıkıyor.  Ve yine aynı sade hareketleri tekrar, tekrar, tekrar çalışarak bedende durağanlaşmış, tıkanmış canın akmasını sağlıyoruz. Tıpkı kocaman bir kayanın arkasında biriken ve berraklığını yitiren bir su birikintisinin önünden bu engeli kaldırdığımızda suyun gürül gürül, capcanlı bir şekilde tekrar akmasını izlemek gibi.

Aşağıda etkinliğe dair detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Sevgiler,
Pınar


Tao Vinyasa akışları, uzakdoğu dövüş ve hareket sanatları ile modern dansa dair öğelerden beslenen ve bedendeki Chi akışına odaklanan hareket serileridir. Yin Yoga’nın öncülerinden Paul ve Suzee Grilley tarafından oluşturulmuş olan bu dinamik hareket serileri, bedendeki enerji kanallarını uyararak Chi akışını dengeler, bacaklardaki ve merkezdeki gücü uyandırır ve bir Yin Yoga pratiği ile tamamlandığında kişinin bütünsel ve dengeli bir pratik deneyimlemesini sağlar.

Bu 3 saatlik yoğun çalışmada, Tao akışlarından Altın Tohum ve Uçan Ejderha serilerini çalışacağız. Çalışmanın ilk kısmında Chi enerjisi, meridyen teorisi, yin ve yang doku kavramlarına giriş niteliği taşıyan teorik bilgiler eşliğinde; bacaklar, kök güç ve ellerdeki Chi ifadeleri arasındaki ilişki ve etkileşimi konuşacağız. Taoist Yoga ve Hatha Yoga arasındaki benzerliklere değineceğiz. Çalışmanın ikinci kısmında bu teorik bilgileri beraber bedenimizde deneyimleyeceğiz ve Chi’yi dengelemek için yumuşak bir Yin Yoga pratiği ile çalışmayı tamamlayacağız.

Not: Uçan Ejderha akışı Tao Vinyasa akışları içinde en güçlü akışlardan biridir. Bu çalışma Tao Vinyasa’ya dair herhangi bir ön deneyim gerektirmez ancak katılım için en az 3 aydır yoga yapıyor olmanız faydalı olur.

Pınar Üstün ile “Tao Vinyasa – Altın Tohum & Uçan Ejderha Atölyesi”
Yer: Dharma Yaşam
Tarih: 9 Aralık 2017 Cumartesi
Saat: 14:00 – 17.00
Adres: Turunçlu Köyü / Yenişehir / Mersin

Ayrıntılı Bilgi ve Kayıt İçin:
Boğaç Cem Çetin-Dharma Yaşam
0538 398 22 22 – dharmayasam@hotmail.com

https://www.facebook.com/events/124862094877671/

Pınar Üstün ile Hatha Yoga Kursları 2017-2018

Herkese merhaba!

Okulların açılmasına az kaldı. Sonbaharın gelişiyle beraber ben de önümüzdeki dönemin kurslarına dair gelişmeleri sizlerle paylaşmak istedim.

Geçtiğimiz dönem Anadolu yakasında başlayan sınıfa ek olarak bu sene bir de Avrupa yakasında sınıf açıyorum.

Stüdyo derslerindeki damlama usülü derse katılımın aksine sabit bir sınıf olarak ilerleyen kurslar öğrencinin hem pratiğinde derinleşmesi, hem de yoga yolunu beraber yürüdüğü yol arkadaşları, yani sangha’sıyla beraber ilerleyip büyümesi için verimli bir ortam sunar.

Bu kurslar 8 derslik dönemler şeklinde ilerler. Öğrenceğimiz şeyler birbirinin üzerine inşa olarak gelişeceği için devamlılık esas. Karşılıklı olarak buraya koyduğumuz emek, zaman ve enerjiden maksimum fayda alabilmek için buna önem veriyorum.

Avrupa Yakası:

8 derslik kurslar halinde ilerleyecek olan bu eğitimde, geleneksel Hatha Yoga sistemlerinde uzun yıllardır var olan, ancak popüler yogada izine rastlayamadığımız hazırlık serilerini çalışacak ve bacaklardan merkeze doğru güçlü ve zarif hareketin prensiplerini işleyeceğiz. Doğru nefes, bandhalar, ve enerji anatomisinin dinamikleri üzerine bolca vakit geçireceğiz.

Eğitim Kasım, Aralık ve Ocak aylarında da Pazartesi akşamları devam edecek. 

Tarihler:
2 Ekim – 20 Kasım arası her Pazartesi, toplam 8 buluşma
Saat: 19:00-20:15
Yer: Atölye Yeşil, Gayrettepe
Sorular ve kayıt için: pinarustunyoga@gmail.com
https://www.facebook.com/events/272586253241079/

 



Anadolu Yakası:

Anadolu yakasında da dersler geçtiğimiz sene olduğu gibi 2017-2018 döneminde de Salı akşamları devam ediyor olacak.

Anadolu yakasındaki derslere kaydolan öğrenciler geçtiğimiz Mart başlayan sınıfa dahil olacaklar. O nedenle bu sınıfa maksimum 8 tane yeni öğrenci alabileceğim.

Eğitim Kasım, Aralık ve Ocak aylarında da Salı akşamları devam edecek. 

Tarihler:
3 Ekim – 21 Kasım arası her Salı, toplam 8 buluşma
Saat: 19:00-20:15
Yer: Agni Yoga, Sahrayıcedit
Sorular ve kayıt için: pinarustunyoga@gmail.com
https://www.facebook.com/events/1813141602048566/

pinar

Bir Yoga Günlüğü III: Gün 26-28

Bütün ay yaz yaz sonra tam döngünün sonunda sessizliğe gömül, olacak iş mi sangha? Hiç aklımdan çıkmadın bu son üç gündür. Sosyalleşmekten -ki şikayetim yok, yazamadım. Saatlerce aralıksız konuşmaktan sesim kısıldı. Bugün öğleden sonra kendimi eve ışınladım da evin sakinliğinin tadını çıkardım biraz. Sıcak mı ne bugün, diğer günlere göre?

Minik minik adımlarla ilerlettiğim öykümü özledim. Evde benim ilgime ve sevgime muhtaç birisi var da onu ihmal ediyormuşum gibi bir his bu. Garip ama gerçek, bir öykü, yazıldıkça yazılıyormuş. Yazıldıkça kendini belli ediyor, sırlarını döküyor, ortaya çıkıyormuş. Yani başlarken nereye gideceğimizi bilmemiz gerekmiyormuş, yolda yaşayarak öğreniyormuşuz.

Hakkında en ufak bir fikrim olmayan bu öykünün ben yazdıkça ortaya çıkışını izlemek beni heyecanlandırıyor. Tıpkı bir sonraki döngünün neler getireceği hakkında en ufak fikrim olmayışı gibi! Bir endüstri mühendisliği öğrencisi olarak lisans boyunca en sık duyduğum sözcüklerden biri optimizasyonsa diğeri de work in progress‘di. Yani işi bitmemiş, hâlâ işlem görmekte olan ürünlerden oluşan envanter. Birkaç gündür (belki de alttan alttan aylardır) bu progress meselesi hakkında düşünüyorum. Türkçe’ye ilerleme olarak çevirebileceğimiz bu sözcüğün kökeni Latince ileri anlamına gelen pro ve yürümek anlamına gelen gradi sözcüklerinden geliyormuş. Yani bile bile geriye doğru adım atmadığımızı varsayarsak progress dediğimiz şey aslında sadece ‘yürümek’ten ibaret.

Yogayı kavramaya çalışan ve tamamiyle içselleştirememiş olan bizlerin en sık karşılaştığı ve kendisine sorduğu sorular, ‘yogam ilerliyor mu’, ‘onca zamandır yoga yapıyorum hayatımda hiçbir şey değişmedi’, ‘sakatlandım yogam geri gitti’, ‘yoganın ilk başlardaki sihri kayboldu, ne yapacağım?’, ‘ileri seviye yoga ne ola ki?’ ve benzerleri etrafında dolanıyor sanırım.  Bunların hepsini ben farklı zamanlarda kendime, bazılarını da hocalarıma sordum en azından. Yavaş yavaş idrak etmeye çalıştığım şeyse ileriyi mileriyi düşünmeden sadece yürümek. Tek yapmam gereken şey bu, yürümek. Bir adım, sonra bir adım, sonra bir adım daha. Nereye olduğunu bilmiyorum, hocalarımın gösterdiği doğrultuda adım atmamın artık yeterli olduğunu anlıyorum. Her ne yapıyorsam olayım, yüzümü doğru yöne döndüğüm, ve temiz bir niyetle yaklaştığım sürece, tek yapmam gereken yürümek. Yukarı veya aşağı giden çizgiler üzerinden bu yolu anlamlandırmaya çalışmak aldatmaca be sangha.

Uzun lafın kısası, kişisel ve yogasal düzlemde, ki biri nerede bitip diğeri nerede başlıyor artık ayıramıyorum, bir ‘work in progress‘ olduğumu fark etmek omuzlarımdan çok büyük bir yük aldı. İşi bitmemiş bir ürünüm. Tamamlanmadım. ‘Arada’ bir yerdeyim. Mükemmel değilim, olmak zorunda da değilim. Çabalıyorum. Yapmam gereken tek şey, yürümeye devam etmek.

Döngüyü tamamlarken bir ürün yerleştirme de ben yapmasam olmazdı. Ama iki tane görsel buldum bugün, seçim yapamadım. Artık hangisi bu yazıya kapak olur bilmem.

Yarın yeni ay, ve gün 0 sangha! Her gün saymaya değil, ama her gün yoga yapmaya ve yazmaya devam. Haydi selametle!

jw.jpg

if-we-are-facing.jpg

Bir Yoga Günlüğü III: Gün 25

Bu Pazar saat 12:45’te ay en karanlık halini almışken yukarıdan bizi izliyor olacak. Geçmiş ayın niyetlerini gözden geçirip belki eskileriyle devam etme, belki yeni tohumlar ekme.. Benim için ayın en heyecanlı zamanı. Bu döngüde yaptığımız gibi karanlık ayı sıfırıncı gün alarak, 24 Temmuz Pazartesi ile beraber üçüncü döngüye başlamış olacağız.

Her ne kadar saymayı seven bir sangha olsak da, bundan sonraki döngüde artık gün saymayalım dedik.. Sistemimize yerleşen rutinin içine doğru biraz daha derinleşme zamanı artık. Eğer her gün sayarak ilerlemek size iyi geliyor, disiplini korumanıza yardımcı oluyorsa, siz saymaya devam edebilirsiniz tabii ki. Üçüncü döngüde aramıza yeni katılan yazarlar olursa, onlara da en az bir turu tam sayarak başlamalarını önerebiliriz, ki 28günyoga’nın kerameti kendini göstersin.

Bugünlük bu kadar olsun. Önümüzdeki birkaç gün biraz sessiz geçebilir.. Geçmeyedebilir. Hepinize sevgiler!

 

 

Bir Yoga Günlüğü III: Gün 24

Sevgili sangitom,
Oldukça uzun, koşturmalı, ıslak, neşeli ve biraz da yorucu bir günün ardından merhaba. Evet çok neşeliyim bugün. Sabah 4:45’te alarm çalınca zınk diye kalktım yataktan. Bugün etüt günü! Sıkıysa ertele alarmı. Daha telefona elimi uzatırken bir süpermen edasıyla yataktan çıkmıştım. (Hayal ettiğim uyanma sahnesi)

Minibüs caddesine yaklaşık 15 saniyelik bir uzaklıkta oturduğum için sabah erken saatteki derslere gelirken dolmuş beklediğim çok az olur. (İstanbullular, lütfen sarılar dolmuş maviler minibüs muhabbeti yapmayalım. Dolmuş dolmuştur.) Ama yaz diye mi bilmem, bir tenhalık vardı caddede, yaklaşık 15 dakika dolmuş bekledim. Gelense tıklım tıkıştı. Sabahın erken saatlerinde dolmuşlarda enteresan bir hava oluyor. Bu garip saatin yolcuları bir şekilde birbirine kenetlenmiş, sabahın bu bıçak açmayan saatlerinde bile sürekli bir selamın aleyküm aleyküm selam alışverişi. Trafiğin yoksunluğu ve şafak vaktinin sattvikliğinden mi bilmem, yolcularla şöför bile farklı bir iletişim içinde. (Evet, iletişim). Gündüz ve gece vakitlerinin sırtlan dolmuşları sabahın erken saatlerinde uysal bir kedi gibi. Üstelik servis mantalitesiyle işliyorlar ve her sabah aldıkları yolcu yerinde yoksa endişelenip bekliyorlar. Bazısı yani. Arayıp telefonla haber verenini bile gördüm ben yaklaştım diye. Enteresan bir kavim, bu dolmuşçular kavmi. Sabah 6’ya kadar bindin bindin. Ondan sonra her seferinde canını emanet ettiğin bu toplu ulaşım şekli üzerinden bir özdeğer hesapla(ş)masına kapılmamak kaçınılmaz. Kıtlık mantalitesiyle yaşadığım dönemlerden yadigar ölürüm de taksiye binmem mottom yüzünden saatte yüzle giden dolmuşlarda kesin bugün öldüğüm gün diye panik atak geçirirken senin canın iki lira yirmibeş kuruş mu be kadın! diye kendime kızdığım çok olur. Artık kendimi zengin hissetmek istediğimde bir yerden bir yere gideceğim zaman taksiye biniyorum, bu gün kendimi bu küçük sürprizle şımarttım diye de pek keyifleniyorum.

Sözünü ettiğim bu kıtlık mantalitesi bizim ailenin genetik koduna çivi yazısıyla işlenmiş gibidir, çoook eski kuşakların mirasıdır. Ben çocukken evde kısaca TT kod adla bahsettiğimiz, ‘Tasarruf Tedbirleri’ adı altında, nasıl diyeyim, aile içi bir tüzüğümüz vardı. Bu tüzük yürürlülükte olduğu zamanlarda evde kullanılmayan bütün ışıklar, bütün sular itinayla kapatılır, gereksiz harcamalardan kesinlikle kaçınılırdı. Ablam özellikle bu ışık kapatma işinde çok iyiydi. Bir keresinde hatta neden bilmiyorum benim odamın kapısı kapalı kalmış, ablam da yine bütün ışıkları söndürmüş, gecenin karanlığında odamdan içeri giriyorum diye adım attığımda kapının bombeli tokmağı gözüme çarpmıştı da günlerce gözüm mor gezmiştim. Kapı tokmağı boyundaydım o zaman. (Yazıyı okuyorsan, öpücükler sana 🙂

Demem o ki, çok iyiyizdir bu tasarruf konusunda. Tasarruf koşulları ortadan kalksa da tedbir bakidir. 800 sene yaşayacakmış gibi plan yapar ve 800 sene idare edecek erzak ve paranın güvenlikte olduğundan emin olmadan rahat uyku uyumayız. Ne zaman 800 senenin refahı cepte, o zaman taksiye binilebilir. Ama hayat bu belli olmaz, yarın beş parasız sefil de kalabilirsin, onu taksilere binerken düşünecektin.

Tasarrufperverliğin bir yan ürünü olarak kıyamet senaryosu hesaplamakta da oldukça iyiyizdir. Bu hesaplamaları tutturamadığımız her sefer için sırtımızda bir kırbaç şaklatırız. Ekseriyetle tutturamayız. Çünkü aslında hiçbir zaman durum o kadar da korkunç olmaz; ama kendimizi hazırladığımız o korkunç son gerçekleşmediğinde doğru dürüst sevinemeyecek kadar yıpranmışızdır. Onun yerine bir gözü kısıp uzaktan uzaktan durumu keser ve bu sefer de iyi yırttık, gelecek sefere kesin işler kesat diyip önlemleri iki katına çıkarırız. (Double the guaaaards!) (Anne, Bobo, yazıyı okuyorsanız size de öpücükler 🙂

Bu kıyametşinaslığımızdan olsa gerek, bana mesela yeni bir fikirden söz et, onun nasıl yapılabileceğine dair beş tane fikir sayamam ama neden yapılamayacağına dair seksen tane sebep sıralarım. Tam bir Buzz Killington’ımdır yeri geldiğinde. Genelde kendi şahsi işlerimi de katiyen olmazmertebesinden ittir kaktır du bakalım olabilir‘e, oradan olacak galiba‘ya, sonunda da şenliksiz bir aa oldu‘ya terfi ettirerek yaşarım. (Not Impressed mimini bildiniz mi?)

Neyse yaa!

Etüt dersi. Sınıf gelmeden kendi yogamı yaptım. Oldukça kalabalıktık bugün. Sanghacığımı çok özlemişim. Dersi bitirdikten sonra oturduğumuz yerde sohbet ediyorduk ki İstanbul Gotham City’e bağladı. Yağmurdan karşı evin damı görünmüyordu. Baktık duracak gibi değil, koştur koştur Manolya Pastanesi’ne attık kendimizi kahvaltıya. Kahvaltıda Özgür bize katıldı. Otururken kuruduk, sonra koştur koştur geri Envai’ye gittik. Envai’yi de su basmış. Sonra Fatma geldi! Mekanla beraber biz de kuruduk, saatlerce oturup çene çaldık, sangha’nın ne mükemmel bir şey olduğundan bahsettik. Sonra geri stüdyoya döndüm. 10’da gelmesi gereken elektrikçi saat 1’de geldiği için özel dersime geç kalma telaşı bastı. Sağolsun biz ustaları içeri aldıktan sonra Aziz başlarında durdu da ben de dersime yetişebildim. Sağol Cleveland!

FullSizeRender.jpg

Foto Credit: Aslı Su

Özel derse gittiğim öğrencim geçen sene Mayıs ayında birtakım tesadüfler sonucu hayatıma girmişti. O zaman 16 haftalık hamileydi. Şimdi ufaklık 8 aylık oldu! Saçları da uzamış, Elvis Presley gibi olmuş. O gülücükler saçarak mamasını yerken ben de hayranlıkla bu minik insan yavrusunu seyrettim. Oradan çıktığımda, istisnasız her seferinde olduğum gibi dinlenmiş ve mutlu hissettim. Baktım saat 5’te İdo yok, 5.30’daki karaköy-bostancı’ya yollandım. Bir popülermiş bu hat! Umarım kaldırmazlar. Blog yazılarını okumak için ideal bir zaman oluyor.

3 saattir toparlayamadığım bu yazıma artık bir son vereyim. Motor’da aklıma düştü, bugünün fon müziği olarak buraya da düşsün madem.

Selam olsun Sangha’ma!

Bir Yoga Günlüğü III: Gün 23

Merhaba sangha! Bir türlü patlamadı hava. Ama sevdim bu serin, gri, kasvetli günü ben.

Sabah evden çıkmamı gerektirecek bir işim olduğunda daha rahat geçiyorum yogamın başına. Bir değil iki değil. Bugün de öyle oldu. Saat 10’da klimacılarla bizim stüdyoda buluşacaktım. Uykumun arasında, gece yatarken kararsız kaldığım 8:45 İdo’suyla 9:15 İdo’su arasında bir pazarlık yaptım ve son İdo’ya yetişmekle hem Beşiktaş’taki sandviççime uğrayabileceğime, hem bankadan para çekebileceğime, hem de randevuya vaktimde yetişebileceğime kanaat getirip uykumu uzattım. 7’de uyandım, 7 buçuğa kadar oyalandım. Bizim sabah bülbülleri 5:20’den itibaren ötmeye başlamışlardı. Ötmek dediğim, herkes uyanınca kendine göre bir emoji koyuyor gruba. Sincap, civciv, yengeç, tırtıl, filan. Bu kadar. Ben bet bir ruh hali içinde uyandığım sabahlar taş suratlı adam emojisini koyuyorum 🗿. Çok seviyorum bu grubu.

Yarın seviye birlerle uzun zamandır beklediğimiz etüt dersimiz var. O nedenle Balakrama günü oldu bugün. Ve baştan sona tam teşekkül bir prelüd yapışımın ilk günü! Yehuu! Uzun zamandır apartmanın merdivenlerinden inerken bacaklarımı hissetmiyormuşum, bugün hissettim.

Bugünlük bu kadar olsun sangha. Öyküyü ihmal ettim birkaç gündür, bir gönlünü alayım.

IMG_7923

Deniz manzaram yok demem.